İTO Başkan Adayı Kaptan Mustafa Can: “Ben bir dönem için geliyorum”
Bostancı’da Erkonyalılar Sahibi Muzaffer Güvenç’in 17. Komite Adayı sahipliğinde düzenlenen kahvaltı daveti, iş dünyası, siyaset ve basın camiasından önemli isimleri bir araya getirdi.
Kahvaltıya İTO Başkan Adayı Kaptan Mustafa Can, eski Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er ve çok sayıda Konya Ereğlili iş insanı ile basın mensubu katıldı.
Samimi bir atmosferde gerçekleşen buluşmada, İstanbul iş dünyasının gündemi, İTO seçimleri ve Konya Ereğlili iş insanlarının beklentileri üzerine sohbetler gerçekleştirildi. Kahvaltı, farklı sektörlerde faaliyet gösteren iş insanlarının bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmasına da vesile oldu.
Günün öne çıkan ismi ise İTO Başkan Adayı Kaptan Mustafa Can oldu. Can, iş dünyasının yaşadığı sorunlardan İTO’nun geleceğine, şeffaflıktan gençlerin önünün açılmasına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunurken, başkanlık yarışındaki hedeflerini de samimi bir dille paylaştı.
Muzaffer Güvenç’in ev sahipliğindeki kahvaltı, hemşehri dayanışmasının ötesinde İstanbul iş dünyasının geleceğine ilişkin fikirlerin paylaşıldığı sıcak ve samimi bir buluşma olarak dikkat çekti.
İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO) başkanlık seçimi yaklaşırken adaylardan Kaptan Mustafa Can, samimi, doğrudan ve iddialı açıklamalarıyla dikkat çekiyor. İş dünyasında uzun yıllardır aktif olan Can, adaylık sürecini, yönetim anlayışını ve İTO’ya ilişkin hedeflerini anlattı.
Can’ın sözlerinde en çok öne çıkan ise koltukta kalma hırsı değil, bir dönem görev yapıp gençlerin önünü açma düşüncesi.

“Ben çalışmaktan başka bir şey bilmem”
Kaptan Mustafa Can, hayatını anlatırken aslında nasıl bir çalışma disiplinine sahip olduğunu da ortaya koyuyor:
“Ben çalışmaktan başka bir şey bilmem.”
Sabah 05.30’da kalktığını, 06.00’da işinin başında olduğunu anlatan Can, öğlene kadar imza, muhasebe ve şirket işleriyle ilgilendiğini, öğleden sonra ise müşteri ziyaretleri yaptığını söylüyor.
“Bir ömür böyle yaşadım” diyen Can, tatil anlayışının da alışılmışın dışında olduğunu belirtiyor:
“Bir evim var yazlık ama eşimi almaya gittiğimde bir gece kalırım. Eşimi bırakmaya gittiğimde bir gece kalırım. Çalışmaktan başka bir şey bilmiyorum.”
Uzun tatillerden hoşlanmadığını da açıkça ifade eden Can, “Gidip orada yüzeceksin, güneşin altında yatacaksın, içeceksin, sabahlara kadar… Ben bundan zevk almıyorum” sözleriyle çalışma hayatına bağlılığını anlatıyor.
“Dört senenin üzerinde kalmak işletme körlüğü yaratır”
Can’ın yönetim anlayışının temelinde ise görev sürelerinin sınırlı olması var.
Daha önce Çankırı’da Çankırı Vakfında dört yıl başkanlık yaptığını anlatan Can, yönetimin devam etmesi yönündeki baskılara rağmen yeniden aday olmadığını söylüyor.

Nedenini ise şöyle açıklıyor:
“Ben şuna inanıyorum; bir insan bir yerde dört senenin üzerinde kalırsa işletme körlüğü yaratır.”
Can’a göre dört yıllık dönem, bir yöneticinin yapabileceklerini ortaya koyması için yeterli.
“Dört sene yapacağını yapmıştır. En azından başlatmış olacaktır. Gelen de aynısını devam ettirecek. Bırakın da gençler gelsin.”
Uzun yıllar aynı koltukta oturmanın gençlerin önünü kapattığını savunan Can, “Otuz sene falan kalmak nedir abi? Kaç nesil başkan olma hayali duyamadan yok olup gidecek?” diyerek mevcut yönetim anlayışlarına da eleştiri getiriyor.
“Ben 50’li yaşlardan sonra sosyal işlerle uğraşmaya başladım”
Can, iş hayatında belli bir noktaya gelen insanların artık sosyal sorumluluk alanında görev üstlenmesi gerektiğini düşünüyor.
“İnsan 50’li yaşlara geldiğinde işlerini, çocuklarını devretmeye başlamıştır. Kendine boş vakit yaratmıştır. O zaman sosyal işlerle uğraşabilecek seviyeye gelebilir.”
Kendisinin de STK’larla 45 yaşından sonra ilgilenmeye başladığını belirten Can, Deniz Ticaret Odası’ndaki görevinde de aynı prensibi uyguladığını söylüyor.
“Görev sürem yine dört seneydi” diyen Can, dört yılın sonunda yeniden aday olmadığını ifade ediyor:
“Ben neysem, ne yapabiliyorsam dört senede yapmış olacağım. En azından başlatmış olacağım.”

Oğluna 30 yaşında şirketi devretti
Can’ın gençlere alan açma anlayışı yalnızca STK’larla sınırlı değil. Kendi şirketinde de benzer bir yöntem uyguladığını anlatıyor.
Oğluna 30 yaşında şirketlerinden birinin yönetimini devrettiğini söyleyen Can, oldukça net bir şekilde:
“Sabah odama geçiyorsun, direktör sensin artık” dediğini anlatıyor.
Ardından bir hafta boyunca şirkete uğramadığını belirten Can, oğlunun işi kendi başına öğrenmesini istediğini söylüyor.
Bir hafta sonra gelen telefon ise oldukça dikkat çekici:
“Babamsan gel işinin başına, müdürsen yine gel buraya.”
Can bugün farklı işlerle ilgilendiğini belirterek, “Ben gazoz işlerine bakıyorum, çiftlik, otel, gazozlar bende” diyor.
“Ben aday olmayı düşünmüyordum”
İTO başkan adaylığına da başlangıçta sıcak bakmadığını açıkça anlatıyor.
62 yaşında olduğunu söyleyen Can, artık kendisi için bazı hayallerinin olduğunu belirtiyor:
“Ben at binmek istiyorum, motosiklete binmek istiyorum. 70 yaşından sonra bunlara binemeyeceğim. Bir dünya turu yapmak istiyorum. Avrupa turu, Moğolistan’a motorla gitmek istiyorum.”
Ancak İTO Meclis toplantı tutanaklarını kendisine gösterildiğinde fikrinin değiştiğini söylüyor.
Tutanaklarda sorulan sorular ve verilen cevapları gördüğünde tepkisi oldukça sert oluyor:

“Bildiğiniz çiftlik yapmışlar orayı.”
İşte bu noktada Can, İTO için mücadele etme kararı aldığını anlatıyor:
“Dedim bununla savaşmak lazım. Size destek olacağım.”
“Ben soyunursam yürürüm, bir de adarım kendimi bu işe”
Başkan adaylığı teklif edildiğinde ise Can’ın cevabı oldukça net:
“Ben soyunursam yürürüm, bir de adarım kendimi bu işe.”
Ardından kendisine destek verenlere de önemli bir uyarıda bulunduğunu anlatıyor:
“Çünkü ben hırsızlık yaptırmam.”
İTO kaynaklarının kullanımında çok hassas davranacağını söyleyen Can, özellikle küçük işletmelerin ödediği aidatlara dikkat çekiyor.
“Küçük bakkalın verdiği parayla o ailelere ihanet edemem”
Can’ın en dikkat çekici sözlerinden biri de oda üyelerinin ödediği aidatlarla ilgili.
“Şurada bir tane küçük bakkal dükkânı var. Eğer Ticaret Odası üyesiyse, onun vereceği parayla o ailelere ihanet edemem.”
Oda kaynaklarının yurt dışı gezileri ve çeşitli organizasyonlarda kullanılmasını da sorgulayan Can, ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir dönemde bunun vicdani olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.
Japonya’daki fuar örneği üzerinden de eleştirilerini dile getiren Can:
“Burada bir sürü sıkıntı çeken insanlar var. Her meslekten, her işten, her sektörden. İnsan onları bir sorgulamaz mı? Hakikaten bunun lazım olduğunu düşünmez mi?”

“Evrak üzerinde kâr eden firma, kâr etmiş firma değildir”
İş dünyasının yaşadığı ekonomik sıkıntılara da dikkat çeken Can, şirketlerin sadece bilançodaki rakamlarla değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor.
“Evrak üzerinde kâr etmiş bir firma, kâr etmiş bir firma değildir ki abi.”
Tahsilat sorununa dikkat çeken Can, işletmelerin gerçek anlamda para kazanabilmesi için tahsilatlarını yapabilmesi gerektiğini belirtiyor:
“Daha bir tahsil etsin. Yani görünmeyen giderleri var. Kim evrakta kâr ettiği kadar cebine para koyabiliyor? İmkânsız bir şey.”
Bu nedenle İTO’nun üyelerine yalnızca rakamlar üzerinden değil, sahadaki gerçek ekonomik koşullar üzerinden bakması gerektiğini düşünüyor.
“Neyse onu açıklayacaksın”
Can’ın İTO için en önemli hedeflerinden biri ise şeffaflık.
İTO’nun açıkladığı ekonomik verilerin güvenilir olması gerektiğini savunan Can, verilerin siyasi beklentilere göre şekillendirilmesine karşı çıkıyor:
“Ne muhalefeti sevindirmek senin derdin, ne iktidarı sevindirmek senin derdin. Neyse onu açıklayacaksın.”
Başkan seçilmesi halinde uzman akademisyenlerle birlikte çalışacaklarını belirten Can, dünya standartlarının inceleneceğini ve çıkan sonuçların kamuoyuyla paylaşılacağını söylüyor.
“Çok iyi hocalarla doğrusunu, dünya nasıl yapıyorsa biz onu yapacağız. Çıkanı da açıklayacağız.”

Hedefini ise tek cümleyle özetliyor:
“Güvenilmez bir odayı güvenilir bir odaya çevireceğiz.”
“İktidarla kavga etmeye gelmiyorum”
Can, İTO’nun hükümetle ilişkisini de net bir şekilde ortaya koyuyor.
“Ben kavga etmeye gelmiyorum.”
Amacının hükümetle karşı karşıya gelmek değil, iş dünyasının sorunlarını çözmek olduğunu belirten Can, yüksek faiz politikası başta olmak üzere işletmelerin yaşadığı sorunlara ilişkin çözüm önerileri hazırlayacaklarını söylüyor.
“O kadar iyi profesörler var ki. Hem iş yapan insanlarımız hem üniversitelerimiz. Hazırlatın, beraber hazırlarız. Tüccarları koyarız. Ne istiyoruz arkadaşlar? Konu bu. Haydi gidelim.”
Can’ın yaklaşımı açık: Eleştirmek yerine çözüm üretmek, kavga etmek yerine masaya oturmak.
“İşi ehline vereceğiz”
Mustafa Can’ın yönetim anlayışında liyakat de önemli bir başlık.
“İşi ehline vereceğiz.”
İTO’nun yönetiminde görev alacak insanların bilgi, deneyim ve yetkinliklerine bakılması gerektiğini belirten Can, “Ehil insanlarla çalışıyoruz. Doğrusu budur zaten” diyor.
“İkinci dönem olmayacağım”
Ve Can’ın adaylığıyla ilgili en dikkat çekici sözlerden biri:
“Ben ikinci bir dönem olmayacağım abi.”
Başkan seçilmesi halinde tek dönem görev yapacağını belirten Can, ikinci dönem için yönetimin baskı yapabileceğini ancak buna izin vermeyeceğini söylüyor.
“Bir dönem ne? Tek dönemde neler yapılabileceğini göstereceğim.”
Can’ın hedefi, İTO başkanlığını bir kariyer makamı olarak değil, üyelerin sorunlarını çözmek için kullanılacak bir görev alanı olarak görmek.
Ve son mesajı yine gençlere:
“Ben o yolu açacağım abi. Ama bakın, 50 yaşındaki biri gelsin…”
Kaptan Mustafa Can’ın seçim yarışındaki temel vaadi böylece netleşiyor:
Üyenin parasına sahip çıkan, rakamları olduğu gibi açıklayan, hükümetle kavga etmek yerine çözüm üreten, işi ehline veren ve bir dönem sonunda koltuğu gençlere bırakmaya hazır bir İTO yönetimi.
Haber: Murat ÇİÇEK






Benzer Haberler
İTO Başkan Adayı Kaptan Mustafa Can: “Ben bir dönem için geliyorum”
Antalya Belek Üniversitesi’ne yoğun talep
VODAFONE’DAN VOLEYBOLA AVRUPA ŞAMPİYONLUĞU YOLUNDA 5G TEKNOLOJİ DESTEĞİ
Gelecek Yola Çıktı: Aras Kargo Çok Yönlü Dönüşümüyle Türkiye'nin Büyümesini Taşıyacak Altyapıyı Kuruyor
CTech’e Üstün Başarı Özel Ödülü
Rusya’yı keşfedin: Moskova, her yıl düzenlenen “Rusya’nın Lezzetleri” festivaline ev sahipliği yapıyor
TÜRKİYE’DE FATOŞ, FRANSA’DA SARAH!
Tire’de tarım işçilerini taşıyan minibüs kaza yaptı, ölü ve yaralılar var!